Ayşen BeşparmaklıKıbrıs Türk Kültürü ve Gelenekleri
Lefkara’nın Oyalı Gülümsemesi: Kıbrıs’ta El İşi Kültürü ve Komşu Kapısı
Kıbrıs Türk evlerinin vazgeçilmezi el işleri, sadece süs değil; sabrın, sevginin ve kadın dayanışmasının nakışla dile gelişidir. Lefkara'dan Girne'ye uzanan bu kültürü birlikte hatırlayalım.
Kıbrıs'ın sıcak öğleden sonralarında, gölgeli avlularda ya da ferah sofralarda bir fincan kahvenin yanında başlayan sohbetlerin en tatlı bahanesidir el işleri. İğne oyaları, kanaviçeler, dantel örtüler; hepsi birer mirastır. Bugün size bu mirasın inceliklerinden, Lefkara'nın taş sokaklarından Girne'nin dar geçitlerine uzanan ipliğin hikâyesinden söz etmek istiyorum. Zira bu hikâye, adanın kuzeyinde de güneyinde de aynı sevgiyle dokunur; ama bizim Lefkoşa'mızın, Gazi Mağusa'mızın, İskele'mizin evlerinde bambaşka bir sıcaklıkla yaşar.
İğne Oyasının Sabrı
İğne oyası denince aklıma hemen annemin komşusu teyze gelir. Onun parmakları, incecik tığ ve iplikle adeta dans ederdi. Her bir çiçek, her bir yaprak, günlerce süren bir emeğin sonucunda ortaya çıkardı. Kıbrıs'ta bu oyalar, yalnızca başörtüsü ya da yazma kenarlarını süslemez; evlerin perdelerinde, yastık kılıflarında, hatta gelin sandıklarının en kıymetli köşesinde yerini alırdı. Oyanın her bir dalı, bir duayı, bir özlemi ya da bir sevinci simgelerdi. Sarı, umudu; kırmızı, coşkuyu; mavi ise sonsuzluğu anlatırdı.
Bu geleneğin inceliği, genç kızların çeyizlerinde kendini gösterirdi. Bir kızın el işindeki mahareti, onun sabrını ve zarafetini ele verirdi. Bu yüzden Kıbrıs Türk ailelerinde kız çocukları daha küçük yaşta, annelerinin ve babaannelerinin dizinin dibinde iğne tutmayı öğrenirdi. Günümüzde belki bu kadar yoğun olmasa da, o kültür hâlâ yaşıyor. Mesela Mağusa'nın köylerinde, yaz akşamları komşu kadınlar bir araya gelir, hem oya işler hem de günün yorgunluğunu atarlar. Bu buluşmalar, el işini bir hobi olmaktan çıkarıp bir sosyalleşme biçimine dönüştürür.
Kanaviçenin İzinde: Evlerin Nakışlı Dili
Kanaviçe ise daha farklı bir hikâye anlatır. Kareli kumaş üzerine işlenen bu nakışlar, Kıbrıs evlerinin duvarlarını süsleyen tablolardan, masa örtülerine kadar her yerde karşımıza çıkar. Benim çocukluğumdan hatırladığım, Lefkoşa'daki evimizin salonunda asılı duran, üzerinde gelincik tarlası işlenmiş kanaviçe tablosuydu. O tabloya baktıkça, Kıbrıs'ın kırmızı gelincikleri aklıma gelir; baharın müjdecisi olan bu çiçekler, tıpkı kanaviçedeki gibi ince ince işlenmiş gibi görünürdü.
Kanaviçe, sadece bir süsleme değil; aynı zamanda bir kimlik ifadesidir. Her yörenin kendine has desenleri vardır. Kıbrıs'a özgü motifler, adanın doğasından ve günlük yaşamından izler taşır. Nar, ayva, üzüm salkımları; zeytin dalları, buğday başakları... Bunlar, bereketin ve bolluğun simgeleridir. Bir Kıbrıs gelininin çeyizinde yer alan kanaviçe örtüler, onun ait olduğu toprağın bereketini de yanında taşırdı. Bugün hâlâ bazı el sanatları pazarlarında, Gazi Mağusa'nın ya da Girne'nin dar sokaklarındaki dükkânlarda bu eserleri bulabilirsiniz. Her biri, bir kadının saatlerce eğilerek, belki de göz nurunu dökerek ortaya çıkardığı eşsiz birer eserdir.
Dantelin Zarafeti ve Gelin Sandığı
Dantel örtüler, Kıbrıs sofralarının vazgeçilmezidir. Misafir ağırlarken masanın üzerine serilen bu ince işçilik, ev sahibinin zarafetini gösterir. Hele bayram sabahları, şeker ikramlarının yapıldığı tepsilerin altına serilen dantel örtüler, bayramın tadını ikiye katlar. Benim hafızamda, her bayram annemin gümüş tepsisinin altına koyduğu, kenarları dalga dalga oyalı dantel örtü vardır. O örtü, yıllarca özenle saklanır, yalnızca özel günlerde ortaya çıkardı.
Gelin sandığı ise bu el işlerinin en kıymetli hazinesidir. İçi, genç kızın çeyiz hazırlıklarıyla doldurulur; iğne oyaları, kanaviçeler, danteller, havlular, oyalı yazmalar... Bu sandık, kızın evliliğe ilk adımını simgeler. Sandığın açılışı, komşuların ve akrabaların katıldığı küçük bir törenle yapılır; her bir parça, hayranlıkla incelenir, dualar eşliğinde kızın yeni hayatına uğurlanırdı. Bu gelenek, günümüzde bazı bölgelerde hâlâ yaşatılmaktadır; özellikle köylerde, çeyiz serme adetleri, düğün öncesi kadınların bir araya geldiği keyifli bir buluşma vesilesidir.
El İşinin Bugünü: Geçmişten Geleceğe Uzanan İp
Elbette modern yaşam, bu el işlerinin yerini büyük ölçüde fabrikasyon ürünlere bıraktı. Ama Kıbrıs'ta hâlâ bu kültürü yaşatan, yaşatmak için çabalayan çok insan var. Kadın kooperatifleri, el sanatları kursları, yerel festivaller; bu değerleri canlı tutmanın yollarını arıyor. Örneğin, her yıl düzenlenen bazı köy şenliklerinde, el işi ürünler sergileniyor, satışa sunuluyor. Bu, hem kadınlara ekonomik bir katkı sağlıyor hem de bu kültürel mirasın yeni nesillere aktarılmasına vesile oluyor.
Ben, bu el işlerinin sadece bir hobi olmadığını; bir medeniyetin, bir topluluğun hafızası olduğunu düşünüyorum. Bir iğne oyasına baktığınızda, o ipliği eğiren kadının ellerindeki nasırları, gözlerinin içindeki ışıltıyı görebilirsiniz. O yüzden, belki de bir gün bir Kıbrıs köyünde, bir teyzenin dizinin dibinde oturup ondan bir oya öğrenmek, bu kültürü yaşatmanın en güzel yoludur.
Sonuç: Nakışla Dokunan Hatıra
Kıbrıs'ın el işi kültürü, adanın sıcaklığını, misafirperverliğini ve sabrını yansıtır. Lefkara'nın oyalı gülümsemesi, Girne'nin dantelli sofraları, Mağusa'nın kanaviçeli duvarları... Hepsi, bu toprakların binlerce yıllık hikâyesinin bir parçasıdır. Bu hikâyeyi yaşatmak, o iğneleri, o ipleri elimize almak, geçmişe saygı duymak ve geleceğe güzel bir miras bırakmaktır. Unutmayalım ki, bir el işi sadece bir eşya değil; bir sevgi, bir emek ve bir kimliktir. O yüzden, bir dahaki sefere bir el işi gördüğünüzde, ona uzun uzun bakın; arkasındaki hikâyeyi görmeye çalışın.




